Avrupa Gönüllü Hizmetini ilk olarak kuzenimin okul arkadaşıyla tesadüfen konuşurken tanıştım. Arkadaş bana bu konu hakkında bilgi verirken ‘bu tam bana göre bir iş’ dedim kendi kendime. Daha sonra gönderen kuruluş, ev sahibi kuruluş bulma ve projeye başvurma işlemlerini yaptım. Projeye kabul edildim ve prosedürleri yerine getirdikten sonra 01.10.2009 tarihinde saat 14:30 sularında Almanya’ya gelmiştim.
Çok heyecanlıydım çünkü İngilizceyi 1 ay önce öğrenmiş, Almanca konusunda hiçbir fikri olmayan birisinin, ne gibi çalışmalar yapabileceğini düşünüyordum kendi kendime. Şirketimde bir de türk çalışan varmış onunla birlikte mentorumun beni karşılamaya geleceklerini bir gün önce koordinatörümle ingilizce bilen bir arkadaşım sayesinde yazışmıştık.
Çıkış kapısından çıkmamla birlikte başımın dertte olduğunu anladım. Çünkü hiçbir pankartta ne ev sahibi kuruluşumun ismi (C.J.D.), ne de benim ismin yazmıyordu. Yarım saat fazla bekledikten sonra kimsenin beni karşılamaya gelmediğini anlamıştım ki telefonun çaldı. Arayan mentorumla birlikte beni karşılamaya gelecek olan kişiydi. Arabalarının yolda bozulduğunu servisle geri döndüklerini ve oradan bir araba bulup tekrar geleceklerini söylüyordu bana. Üç saat bekledikten sonra nihayet buluştuk. Çat pat İngilizcemle İngilizceyi çok iyi bilmediğimi ve Almanca konusunda da bir fikrim olmadığını söyledim mentoruma.
Mentorum da bana inglizce cevap vermiş bunu da yanında gelen Türk iş arkadaşı çevirmişti bana: ‘HİÇ SORUN DEĞİL’.
Kuruluşum psikolojik olarak dezavantajlı gençlere yeni meslekler öğreten bir kurumdu. Bazı gençlerin aileleriyle, bazılarının ise okullarıyla ilgili problemleri vardı. Benim görevim ise bu gençlere sosyal, kültürel ve öğretici aktiviteler bulmaktı. Kaldığım evi ise yine bu kurumun başka bir proje gönüllüsü olan bir Türk kızıyla paylaşıyorduk. Kısa zamanda zaten az olan İngilizcemin bir işe yaramayacağını ve bir an önce Almanca öğrenmem gerektiğini tecrübe ettim. Çünkü gençlerin ve iş arkadaşlarımın hiçbiri İngilizce bilmiyordu. Mentorum acele etmememi ilk eğitimim için İngilizceye devam etmemi söyledi. İlk seminerime kadar İngilizcemi ilerletmiş ve çok az da Almanca öğrenmiştim. Seminerde kendime güvenim iyice yerine geldi çünkü benim durumundaydı hemen hemen herkes. Kimse projesini anlatamıyor resmen tarzanca anlaşıyorduk. Birlikte geçirdiğimiz 10 gün bize çok komik geliyor şimdilerde. Seminerde tanıştığım 25 arkadaşım ile hala irtibatı koparmadık. Uzak olmamıza rağmen halen her ay bir şehir belirleyip buluşmaktayız. 24 farklı ülkeden arkadaşlarımla buluştuğumda, kültürlerimizi tanıtıyoruz. Öyle ki her buluştuğuzda benden sarımsaklı yoğuğurtlu cimcik ve yumurtalı sucuk yapmam ısrar ediliyor.
Projemdeki gençler ilk başlarda bana önyargıyla yaklaştı. Hepsiyle de birşeyler yapmak istiyor ama hiçbirşey yapamıyordum. Dil kursumun başlamasıyla birlikte dillerine karşı gösterdiğim sammiyetten olsa gerek gençlerle yavaş yavaş kaynaştık. Sürekli Almanca sorular soruyor, onların bana öğretecekleri çok şey olduğunu gösteriyordum onlara. Böylelikle dikkatlerini çekmeyi ve onlarla daha çok zaman geçirmeyi başardım. 6. ayımı doldurduğumda gençler sürekli kapımı çalıp, çalışmadığım günlerde bile beni yanında görmek istediklerini söylüyorlardı. Hatta bir süre sonra benim birşey bulmama gerek kalmadı. Çünkü kendileri yapılabilecek bir etkinlikle yanıma geliyorlardı. Bana sadece patronumu ikna etmek kalıyordu. Patronum ve iş arkadaşlarım birer melekti. Mentorumdan bile daha fazla problemlerimle ilgileniyor. Sürekli yapabilecekleri birşey olup olmadığını soruyorlardı.
Yaptığım aktiviteler genelde eğlence üzerineydi. Konserler, festivaller, panayırlar ziyaret ediyorduk. Bir de sportif faaliyetlerim vardı. Yüzme, futbol, kort-masa tenisi, binicilik vs. planladığım her aktiviyeyi bir ay öncesinden patronuma bildirip patronumla bu aktivitelerin bütçelendirilmesi konusunda kurumun üst düzey çalışanlarına yazı yazıyorduk. Hiç bir planım pahalılığı gerekçe gösterilerek iptal edilmedi. Kurum olarak bütün bölgenin davetli olduğu bir bahar festivali yapma düşüncesiydim. Patronum bunun iyi bir fikir olmadığını söylemesine rağmen bile bütçe alıp bu festivali de gerçekleştirdik.
Burada öğretici konumundayım ancak benim projeme yaptığım katkının projemin bana yaptığı katkı ve öğrettikleri şüphesiz daha fazladır. Hemen hemen hiçbir dil bilmeden geldiğim bu ülkeden öğrendiğim 2 dil ve yazmakla sayfalara sığdıramayacağım tecrübelerle dönüyorum. Okulumu dondurarak geldim ama bir yıl daha hakkım olsaydı eğer tereddüt etmeden o hakkımı da sonuna kadar kullanırdım. 31.08.2010 tarihinde dönüyorum. Burayı çok özleyeceğim…



